Cadılar Ne Yapar?
Bugün, Kayseri’nin soğuk sokaklarında yürürken aklımda bir soru vardı: “Cadılar ne yapar?” Bu sorunun cevabını düşünmek, beni bir süredir içine çekmişti. Sanki hayatın ortasında kaybolmuş gibi hissediyordum, ama aynı zamanda bilinçaltımda bir şeyler harekete geçiyordu. Belki de bu soruyu sormamın nedeni, hayatımda biraz büyüye, biraz da gizeme ihtiyaç duymamdı. Bazen her şeyin çok sıradan ve düz olduğu hissine kapılıyorum, ama işte o zaman, bir şeyin başka türlü olmasını istemek, içimde bir cadıyı uyandırıyor.
Başlangıç: Bir Akşam Üstü
O akşam Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, bir cadının hayalini kurmaya başladım. Hani her şeyin normal gibi göründüğü ama bir şeylerin her an değişebileceği türden bir cadı. Geçmişte bir arkadaşımdan dinlediğim, bir kadının geceyarısı sokaklarda elinde büyülü bir asayla dolaştığını anlatan hikayeyi hatırladım. O kadın kimdi? Cadı mıydı? Yoksa hayatına kaybolan bir şeyin arayışına düşmüş, kendini bulmaya çalışan bir kadının yüzü müydü? O zaman düşündüm, belki de cadılar her zaman kendilerini arayan, bir kaybolmuşluk duygusuyla yaşayan insanlardır. Belki de onların yaptığı şey bu kaybolmuşluğu bulmaya çalışmaktır.
Yolda yürürken aklımdan hızla geçen bu düşünceler beni bir anlık boşluğa itti. Düşüncelerim kayboldu. Yağmur yağıyor, ellerim cebimde donmuş, içimde tarifsiz bir duygunun içinde kaybolmuşken, birden bire sanki biri arkamda vardı. Bir an dönüp bakmak istedim, ama yapmadım. O an, bir şeyin içine çekildiğimi hissettim, ama ne olduğunu bilemedim.
Cadı Olmanın Duygusu
Hayatımda ilk defa böyle bir şey hissettim. Cadılar ne yapar? Ne kadar garip bir soru bu, değil mi? Ama duygularım, bu soruyu sormak için beni hazırlamıştı. Belki de hayatımda bir şeyler eksikti. Her gün aynı şeyler, aynı insanlar, aynı evde geçen monoton bir hayat… Bu hayattan farklı olmalıydım. Bir cadı olmak, sıradan olmanın ötesine geçmekti belki de. Onlar, dünyadan farklı bir şekilde bağ kuran insanlardı. Farklı bakabilen, farklı hissedebilen insanlardı. Belki de kendimi bu dünyada sıradan biri gibi hissettiğim için, o büyüye sahip olma arzusuyla yanıyordum. Cadılar, her zaman farklı bakar, farklı düşünür, farklı hissederdi.
Bir kadının sokaklarda yürürken bir anda havada dans eden kar tanelerine bakıp, “Bunu yaratabilirim,” diyebilmesi gibi. O an içinde yaşadığı şehri değiştirebileceğini hissederdi. O kadın, belki de sıradanlıktan uzaklaşmış, büyüyle dokunduğu her anı kendi içindeki bir gücü fark etmişti. Benim de bir cadı gibi hissedebileceğimi düşündüm. Belki de cadı olmak, dünyanın sıradan yapısına inat, kendi içindeki gücü keşfetmekti.
Bir Karar: Kendi Yolumu Seçmek
Kayseri’de sabahları insanlar işe gitmek için acele eder, trafikte birbirlerini ezmeye çalışırken, ben bir gün bir cadı gibi hissettim. Bunu içimdeki bir yankı olarak hissettim. Her gün saatlerce yürüyüp işe giderken, sıradan bir insan gibi bir yere varmak bana yetiyordu. Ama o sabah, bir şeyler farklıydı. İçimde bir ses vardı, kendime özgür bir yol çizmem gerektiğini söylüyordu. İşte o an, bir cadının ne yaptığına dair fikrim netleşti. Cadılar, hayatlarını sıradan değil, öykülerinin kahramanları gibi yaşarlar. Onlar, her anı sıradanlıktan çıkarıp, her şeyin içinde bir anlam bulmaya çalışırlar. O yüzden onların yaptıkları şey, birer sıradan insan olmamaktır.
Bir cadı, her zaman kendi yolunu seçer. Onlar, varoluşlarının anlamını sorgular, çünkü biliyorlar ki bu dünya yalnızca gözle görülebilenlerle sınırlı değildir. İşte o sabah, adımlarımda bir büyü vardı. Her köşe, her sokak beni daha fazla meraklandırıyordu. Her şeyin anlamı başka bir açıdan bakınca değişiyordu. Gözlerim, Kayseri’nin gri duvarlarında farklı renkler arıyordu.
O gün, bir cadı gibi düşünmeye başladım. Belki de her anın içinde saklı olan bir büyü vardı, bir dokunuşla her şey değişebilirdi. Belki de cadılar, sıradanlığı reddederler. İnsanlar onlara bakarken, her zaman farklı bir şey görürler. O günden sonra, her sabah işe gitmek için yürürken, sanki her anın içinde kaybolmuş bir şey olduğunu hissediyorum. Sanki her yol beni biraz daha içimdeki cadıya yaklaştırıyor.
Hayal Kırıklığı ve Umut
Bir cadı olmak, insanı bazen hayal kırıklığına uğratabilir. Herkesin gözünde bir gizem olmak, onları korkutmak ya da onlara “farklı” gelmek, bazen ağır bir yük olabilir. Kayseri’nin dar sokaklarında, bazen insanlar seni fark etmez, bazen de seni anlamazlar. Bir cadı olmanın da zorlukları vardı. Kendini farklı hissetmek, dışlanmakla sonuçlanabilir. Ama bir cadı, bu hayal kırıklıklarına karşı durur. O, dünya ile kavga etmez; sadece fark eder. Kendini kabul eder ve büyüsünü kendi içinde taşır. Bunu fark ettiğimde, içimde bir umut doğdu. Belki de bu hayal kırıklığı, içimdeki gücü bulmam için bir çağrıydı.
Cadılar, her zaman kaybolmazlar. Onlar, bazen kaybolduğunu hissederken, aslında içlerinde bir yerlerde kendilerini bulurlar. Hayatın sıradanlığı içinde, bazen her şeyin ne kadar da birbirine benzediğini fark ettiğimizde, her şey değişebilir. Belki de cadı olmak, en zor zamanlarda bile bir umut ışığı aramaktır. Ve ben, içimdeki cadıyı bulmak için her günü daha derin hissetmeye başladım.
Sonuç: Bir Cadının Yolu
Cadılar, sıradanlığın ötesine geçmek isteyen insanlardır. Onlar, içlerinde bir büyü taşır ve dünyayı farklı gözlerle görürler. Onların yaptıkları şey, her anın içinde kaybolan güzellikleri keşfetmektir. Onlar, kaybolmuşken bile aslında bir yolculuk içindedirler. Bazen bir kadının ellerindeki büyü, bir çiçeğin dansı gibi zarif, bazen de karanlık bir gecede yıldızların parıltısı kadar parlaktır. Belki de cadı olmak, her anı derinlemesine yaşamak ve her şeyin içinde bir anlam bulmaktır.