Yaratıcılık Yerine Ne Kullanılabilir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Değerlendirme
İstanbul gibi dinamik bir şehirde, her gün farklı insanlarla karşılaşıyoruz ve her birinin hayatı, kendine özgü bir hikaye sunuyor. Toplu taşımada, sokakta, işyerinde, sosyal hayatta farklılıklar arasında gezinirken, kelimelerin gücünün nasıl şekil değiştirdiğini görmek ilginç. Bu yazıda, “yaratıcılık” kelimesi üzerinden toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından bir tartışma yapacağım. Yaratıcılık, toplumumuzda genellikle ilham verici ve değerli bir özellik olarak kabul edilir, ancak bu kavram her zaman herkes için aynı şekilde işlemiyor. Yaratıcılık yerine ne kullanılabilir? sorusu, özellikle farklı gruplar için farklı anlamlar taşır. Gelin, bunu daha yakından inceleyelim.
Yaratıcılığın Toplumsal Cinsiyetle İlişkisi
Toplumda “yaratıcı” denildiğinde aklımıza ilk gelen imgeler genellikle erkek egemen alanlarda şekillenir. Birçok sanatçı, bilim insanı, mühendis ve yazar, tarihsel olarak erkeklerden oluşmuşken, kadınların bu alanlardaki varlığı sıklıkla görmezden gelinmiştir. Bu durum, yaratıcı olmanın ne anlama geldiği konusunda toplumsal cinsiyet temelli kısıtlamalara yol açar.
Mesela, sokakta yürürken, genç bir kadının “yaratıcı” olabileceği alanların daha sınırlı olduğunu gözlemliyorum. Hangi meslekler yaratıcıdır? “Sanatçı” olmak, “bilim insanı” olmak… Erkeklerin çoğunlukta olduğu bu meslekler, kadınlar için de “uygun” olmalı mı? Kadınların toplumsal rollerinin, ev içindeki işleri ve bakımı ön planda tutan bir anlayışla sınırlı kalması, yaratıcı potansiyellerini ne kadar etkiliyor? Yaratıcılık, bir kadın için sadece resim yapmak ya da yazı yazmak değil, aynı zamanda hayatını özgürce şekillendirebilmek anlamına gelebilir.
Bunları düşündükçe, yaratıcı olmak için toplumun onayladığı alanda olmak zorunda değiliz. Kadınlar, yaratıcı potansiyellerini evde, işyerinde, sokakta, hatta çocuk bakımında bile gösterebilirler. Bu bağlamda, “yaratıcılık” yerine, “yenilikçilik” ya da “probleme çözüm odaklı düşünme” gibi ifadeler daha kapsayıcı olabilir. Yani, toplumsal cinsiyetin etkisiyle biçimlenen yaratıcı kalıplarını kırarak, her bireyin potansiyelini farklı alanlarda keşfetmesi sağlanabilir.
Yaratıcılık ve Çeşitlilik: Herkes İçin Farklı Bir Tanım
Çeşitlilik, yaratıcı düşüncenin en büyük kaynaklarından biridir. Birçok farklı kültür, dil, din ve yaşam tarzı ile bir arada olan bir toplumda, her birey, farklı bakış açıları ve yaratıcı çözüm yolları sunabilir. Bu noktada, “yaratıcılık” yerine kullanılabilecek bir başka kavram “farklı düşünme” olabilir. Özellikle İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde, her gün sokakta gördüğümüz insanlar birbirinden farklı geçmişlere sahip. Her birinin kendi yaratıcılık tanımı, dünya görüşü ve çözüm önerileri var.
Örneğin, sokakta bir çöpçüyle, bir grafiti sanatçısının görüşlerini karşılaştırdığınızda, her ikisinin de yaşama dair yaratıcı bakış açıları farklı olabilir. Çöpçü, şehrin temizlik işlerini bir sanat formu gibi yapıyor olabilirken, grafiti sanatçısı duvarlara sosyal mesajlar bırakıyordur. Buradaki yaratıcı düşünceyi birleştirerek, “yaratıcılık” kavramını bir şehrin sürdürülebilirliği ve estetiği ile ilişkilendirebiliriz.
Bununla birlikte, yaratıcı düşünceye daha fazla odaklanarak, çeşitliliğin yarattığı potansiyeli keşfetmek için daha kapsayıcı bir dil kullanabiliriz. “Yaratıcılık” yerine, “kolektif çözüm geliştirme” ya da “yenilikçi işbirliği” gibi terimler kullanmak, çeşitliliğin gücünü daha iyi yansıtabilir. İnsanlar farklı geçmişlerden ve deneyimlerden geldikleri için, problemleri çözme biçimleri de farklı olacaktır. Bu da yaratıcı çözümlerin sayısını arttırır.
Yaratıcılık ve Sosyal Adalet: Kısıtlamaların ve Ayrımcılığın Ötesine Geçmek
Toplumsal cinsiyet ve çeşitlilikle ilişkili olarak, yaratıcı düşünceyi sınırlayan bir diğer önemli faktör de sosyal adaletsizliktir. İstanbul’daki bazı semtlerde ve diğer köylerde, birinin yaratıcı olabilmesi için belirli imkanlara ve eğitim seviyelerine sahip olması gerekebilir. Eğitim eşitsizliği, fırsat eşitsizliği ve toplumsal cinsiyet gibi faktörler, bir kişinin yaratıcı potansiyelini kısıtlayan engellerdir.
Mesela, bir mahallede büyüyen bir çocuk, sadece kendi çevresindeki sınırlı imkanlarla yaratıcı olabilecektir. Sokakta gördüğüm bir çocuk, çevresinde gelişen sosyal adaletsizliği fark etmemiş bile olabilir. O çocuk, belki de yaşadığı çevrede yaratıcı düşüncelerini pekiştirecek bir imkan bulamayacak. İşte burada, “yaratıcı” olmak için sadece bireysel bir çaba değil, sosyal adaletin sağlanması gerektiği çok açık. Yaratıcılık, her bireye eşit fırsatlar sunulmadığı sürece sadece belirli grupların tekelinde kalır.
O yüzden “yaratıcı” olmak yerine, “fırsat eşitliği sağlamak” ya da “kapsayıcı düşünme” gibi terimler, sosyal adaletin sağlanmasına daha yakın olabilir. Yaratıcılığın önündeki engelleri kaldırmak, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlamak, ve her bireye eşit fırsatlar sunmak, gerçek anlamda yaratıcı bir toplumu inşa etmenin ilk adımlarıdır.
Sonuç Olarak
Yaratıcılık, çok katmanlı ve toplumsal olarak şekillenen bir kavram. Yaratıcılık yerine ne kullanılabilir? sorusuna verilecek yanıt, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi unsurlar göz önünde bulundurulduğunda çok daha derinleşir. Bugün yaratıcı olmanın yolu sadece sanatla, bilimle veya mühendislikle sınırlı değil. Farklı düşünme, yenilikçi işbirliği ve fırsat eşitliği gibi terimler, daha kapsayıcı ve adil bir toplum için daha doğru bir başlangıç olabilir.
Gözlemlerime bakınca, sokakta, işyerinde, toplu taşımada gördüğüm her bireyin, yaratıcı düşüncelerini hayata geçirebilmesi için eşit fırsatlara sahip olması gerektiğini daha fazla düşünüyorum. Yaratıcılık, sadece belirli bir gruptan ya da belirli bir cinsiyetten gelen insanlar için değil, her birey için bir hak olmalı.